Beynin Zengin Yönü

Herkese merhabalar,

Geçen yazımda sizlere dreyfus modeline göre uzmanlıktan ve uzmanlığın esasında nasıl fark yarattığından elimden geldiğince bahsetmiştim. Bu yazımda ise uzmanlığın bir nevi kaynağı olan beynin zengin kısmından ve o kısmın nasıl çalışmaya başlayacağından konuşacağız.

Şimdi günümüzde doğru olarak bilinen bir yanlıştan bahsedelim ilk olarak. Beynin sağ ve sol olmak üzere iki tarafı vardır ve bunlar birbirlerinden farklı görevler yaparlar. Örneğin sol beyin genelde matematik ve problem çözme gibi lineer işler yaparken, beynin sağ kısmı daha yaratıcı ve sanatsal işlerle uğraşır. Dolayısıyla politikacıların ve bilim adamlarının sol beyni gelişmiş derken, sanatçıların ise sağ beyninin gelişkin olduğunu düşünür, birbirimizle bu yönde geyik çeviririz. Yok efendim benim sağ beynim çok gelişkin, ben aslında ressam kafalıyım da beni anlayan yok benzeri laflar geveleyen bir sürü eleman bulabiliriz etrafımızda.

Şu resmi de çok sever o elemanlar he:

Onlara gidin ve söyleyin ki, sağ beyin sol beyin diye bir ayrım yok bir kere! Evet beynin bir kısmı lineer işleri daha iyi yapıyor ve bir kısmı da daha zengin daha canlı ve daha yaratıcı işlerle uğraşmayı seviyor ama ortada sol ve sağ olarak coğrafi bir ayrım yok tabii ki.

Lineer beyin, sözel, analitik, sembolik, soyut, analitik, rasyonel ve doğal olarak lineer bir yapıya sahip. Dolayısıyla tam bir problem çözme makinası ama nasıl problemleri çözebilir? Ne yazık ki genelde daha önce karşılaştığımız problemlere benzeyen problemler. Çünkü semboliklik ve soyutluk özelliklerinden ötürü ne zaman yeni bir şey ile karşılaşsa, onu hemen daha önce gördüğü şeylerle ilişkilendirmeye çalışıyor. Yeni bir şeyle karşılaştığında açık bir şekilde yardıma ihtiyaç duyuyor bu kısım gördüğünüz gibi. Aslında böyle durumlarda zengin beyin devreye girip önsezilerimizle hareket etmemize olanak veriyor.

Zengin beyin dediğimiz kısım ise daha farklı haliyle. Bütünsel, sentezci, somut, benzerlikler kuran, uzamsal, önseziye dayalı bir yapı zengin beyin. Önceki yazımda anlattığım gibi, gerçek bir uzmanın ihtiyaç duyacağı esas yetenekler zengin bölümde saklı. Varlıkları metaforik olarak ilişkilendirebilmek, önsezi kullanabilmek, bütünsel ve uzaysal düşünebilmek hep konusunda en kaliteli insanların başarabileceği işlerdir. Mesela zor bir uygulama yazmak zorunda kalındığını düşünelim. Daha önce denenmemiş bir şey. Uzman ve uzman olmayan iki kişinin bu olaya yaklaşımı çok farklı olur. Uzman olmayan başlangıç seviyesi kullanıcı, bu zor işi yapabilmek için daha önce bunun aynısının çok benzerine ihtiyaç duyar. Ama uzman sadece ufak benzerliklerle kendisine hemen bir bütün model çıkartabilir, bahsettiğim küçük benzerliklerle anlamlı modeller üretebilir ve bunun kısa sürede bir prototipini hazırlayabilir. Çünkü aynı zamanda hem sentezci çalışır hem de bütünü görmek istediğinden, basit bir versiyonun yapılabilir olup olmadığını görmek ister.

Ne yazık ki ortada bir sorun var. Günlük yaşantımızda lineer beyni kullanmaya çok alıştığımız için, zengin beynimizi kullanmaya bir türlü başlayamıyoruz. Lineer beyin deyim yerindeyse beynimizdeki anakartın bus kısmını çok meşgul ettiğinden zengin kısma gidip gelebilen yok. Peki ne yapmak gerek ki zengin beynimiz açılsın? (üçüncü gözümü açılsın der gibi oldu len). Bunun için de bir çok yöntem mevcut, burada en önemli olan temel prensip ise lineer tarafa biraz sessiz olmasını söylebilmek. Bunu yapmanın en kolay yolu ise lineer kesimin yapamayacağı işler üzerinde uğraşmaya başlamak.

Bunlar neler olabilir? Onları da bir sonraki yazıda inceleyelim hep beraber. Herkese iyi günler!

 

 

 

Uzmanlığın Sırrı

Evet gençler selamlar,

Şu sıralar Pragmatic Thinking & Learning kitabını okuyorum. Resmen şunu söyleyebilirim ki, en azından Türkiye’deki her bilgisayar mühendisi kesinlikle bu kitabı okumalı. İnanılmaz bilgiler derlenmiş, kitap bitecek diye üzülüyorum ya, bu kadar da olmaz : ).

Kitabın her noktası çok değerli bilgilerle dolu, zihin haritaları, rüyalar vs gırla gidiyor. Ama ben sizlere temel bir bilgi noktasından bahsetmek istiyorum. Anlatacağım nokta, Uzmanlık Sistemi.

Peki bu konuyu neden anlatıyorum? Çünkü toplumumuzda uzmanlık çok yanlış anlaşılıyor ve uzmanlara yapılan davranışlar çok yanlış olduğundan eldeki uzmanlardan neredeyse hiç yararlanılamıyor. Neyse, konumuza dönelim; değişik konulardaki yeteneğin modellendiği bir Dreyfus modeli var. Bu modelde beginner, advanced beginner, competent, proficient ve expert dediğimiz seviyeler mevcut. Expert seviyesi tahmin edebileceğimiz gibi en üst seviye. Türkçe konunun kesin uzmanı olarak çevirebileceğimiz bu seviyeye bir örnek vermek gerekirse, hastasına baktığı anda lenf kanseri olabileceğini tahmin eden doktor yada gereksinimleri duyduğu anda mimari ve proje planını en doğru şekilde çıkaran mühendisi alabiliriz(Bu adam kurumsal bir şirkette en iyi ihtimalle Solution Architect olarak çalışmaktadır).

Diğer yandan toplumun büyük kısmı da tecrübe ile ilerlediğini ve uzmanlaştığını düşünüyor ama yanlış düşünme kalıpları içerisinde sıkışıp kaldığımız için, bu sözkonusu çoğunluk advanced beginner ı geçemiyor. Yani bir adamın 10 senedir programcı olması, onu 10 senelik bir uzman yapamayabiliyor, eğer elindeki fırsatları iyi değerlendiremediyse 10 tane 1 senelik tecrübe de edinmiş olabilir. Bu açıdan bir insanı konusunun uzmanı yapan şeyi iyi anlamak gerekiyor.

Nedir bir insanı uzman kılan şey? Burada bir çok şey var ama ben konuyla ilgili olan parçasından bahsedeceğim, Sezgi. Evet sezgi, demin örnekteki doktora hastanın kanser olduğunu nasıl anladığını sorarsanız alacağınız cevap, “bilmem, hasta görünüyordu” gibi bir şey olacaktır. Çünkü sözkonusu doktor o güne kadar o kadar çok hasta bakmıştır ki, artık o kişi, problemler üzerinde bir örüntü görebilmeye (pattern), analize gereksinim duymadan sentez yapabilmeye ve bunları bütünsel biçimde ele alıp doğrulayabilmeye başlamıştır.

Bu açıdan uzmanların sezgileriyle hareket ettiklerini söyleyebiliriz. Uzun süreli tecrübenin harmanlandığı zengin beyin (bu konuya da bir sonraki yazıda değineceğim), gördüğü problemlere anında çözümler üretebilir. Zengin beynin özelliklerini kullanmayı artırdığımız ölçüde uzmanlaşabiliyoruz. Yani sağ-beyin sol-beyin muhabbeti yanlış olduğu gibi, zengin mod dediğimiz parçamızı da iyi kullanmayı öğrenmeliyiz.

Bu yüzden kendimizi kuralların kapalı ve güvenli alanlarına hapsetmeden, uzmanlığın sezgilerinde kaybolmayı öğrenmeye başlamamız gerekiyor. Uzmanlığı öldüren yegane şeylerden birinin kesin kurallar olduğu bir kaç çalışma ile kanıtlanmış. Peki bu sezgileri ve zengin modları nasıl kullanacağız/ortaya çıkaracağız? Bunlar da bir sonraki yazıya artık ;).

Hiç bir pencereyi kırık bırakma!!

Amerika’da yapılan bir araştırmada bir binanın şehrin orta yerinde nasıl çürümeye başladığı araştırılmış. Hani şu filmlerde olur ya etrafında herşey normal görünürken içinde evsizlerin yada ne yaptığı belirsiz insanların yaşadığı uğursuz binalar, işte bu binalar nasıl oluyor da bu hale geliyor araştırılmış arkadaş.

Araştırmada çıkan sonuçlardan biri, binanın genel durumuyla ilgili. Eğer ki bina sürekli titiz bir bakım içerisindeyse, uzun yıllar sağlıklı olarak ayakta kalabiliyor. Mesela arada sırada her binanın camları kırılır, bu camları siz inatla tamir ettiğiniz sürece binanın sınıfı ve canlılığı olduğu gibi kalmaya devam eder. Ama eğer bir kırık camı bir kaç günden uzun süre tamir etmezseniz, diğerleri de o pencereye bakarak bu binanın terk edilmeye başladığını düşünürler ve başka camları kırmaya başlar millet. Bir süre sonra da binadaki hasar öyle bir boyuta gelmiştir ki eskiden binanın sakini olanlar da tamir etmeye üşenir ve binadan taşınırlar, onların yerine de artık ne idüğü belirsiz tipler yerleşmeye başlar.

Bu olayı enteresan bir biçimde yazılım projelerinde de benzetme olarak kullanıyorlar. Örneğin güzel bir proje hazırladınız ve üretim seviyesine getirdiniz. Bu aşamadan sonra yazılım canlı bir süreç olduğundan (gene güzel bir benzetme), bu organizmanın üzerinde değişiklikler olmaya devam ediyor. İşte burada dikkatli olmak gerekiyor ve hiç bir pencereyi kırık bırakmamak gerekiyor.

Örneğin kullanılmayan bir değişken mi gördünüz, hemen kaldırın gitsin. Uzun bir kod blokunun yorumlanarak silindiğini mi fark ettiniz? Silin gitsin, versiyon kontrol araçları ne güne duruyor? Bir kod parçasının iki-üç yerde kopyala yapıştır kullanıldığını mı gördünüz? Hemen onu bir metod haline getirin ve metod çağrısı olarak kullanın. Kodunuz üzerinde bu şekilde titiz davrandığınız zaman, projedeki diğer çalışanlar ve özellikle yeni katılanlar da bu dikkati, özeni göstermeye kendilerini zorunlu hissedeceklerdir. Bu sayede binanız asla terkedilmeyecek ve şanıyla birlikte yaşlanmaya devam edebilecektir.

İyi çalışmalar!