Cape Town

Herkese merhabalar,

Uzunca bir süredir yazı yazamıyorum. Gereksiz bir yoğunluk yaşadığım için aslında çok sevdiğim blog yazma işini biraz aksattığımın farkındayım. Genellikle bilgi içeren ve teknik yazılar yazmayı sevdiğimden, yazının hakettiği vakti ayıramıyorum.

 

Neyse ki bir nedenle Cape Town’a gelip bu güzel şehirde 5 gün geçirdiğim için sonunda dönüş yolunda vakit bulup bu yazıyı yazmaya karar verdim. Tamamen kişisel görüşlerimi içerecektir yazı, bilginiz olsun. Hadi bakalım başlayalım.

 

Öncelikle Cape Town, Güney Afrika’nın ikinci büyük şehri ve Western Cape denilen bölgede yer alıyor. Çok güzel bir yarım ada şeklinde ve bittiği noktada Cape Noktası ve Ümit Burnu adı verilen iki önemli coğrafi nokta yer alıyor. Cape Noktası, iki okyanusun birleştiği nokta olarak kabul ediliyor. Ümit Burnu da, Hindistan’a giden denizcilerin dönüş yaptığı burnun adı. Aslında bu bölge aşırı dalgalı olduğundan eskiden denizcilerin korktuğu bir noktaymış ve insanlar bu korkudan kurtulsunlar diye bölgenin adı değiştirilmiş.

 

Cape Town ile ilgili aslında ilk bahsedilmesi gereken nokta, Table Mountain denilen dağ. Şehirden bakıldığında dümdüz bir masayı andıran dağ, 1070 metre yüksekliğinde. Hava güzel olduğunda tepesine çıkış bir teleferik sistemi ile sağlanıyor. Gelirseniz kesinlikle görmeniz gereken bir yer. Ayrıca hiking sevenler için de tepeye kadar uzanan patikalar mevcut.

Waterfront

Table Mountain

Table Mountain tepesinde yeteri kadar gezebilirseniz, Cape Town’ın bütün güzelliklerini görebilirsiniz, şehir merkezi, zenginlerin yaşadığı sahil kesimleri, banliyöler ve fakirlerin yaşamak zorunda kaldığı township denilen varoşlar, hepsi bu noktadan görünüyor. Tabii ki uçsuz bucaksız okyanusu unutmamak gerekiyor.

 

Bu arada okyanus ile ilgili bir bilgi vereyim, deniz suyu sıcaklığı Cape Town’da kışları daha yüksek seyrediyor. Bunun nedeni yazın güney kutbunda eriyen karların denize karışması ve soğuk su getirmesiymiş. Yazın suyun sıcaklığı 9 derece santigrata kadar düşebiliyor. Yaz tatili için gelmek isteyenlerin düşünmesi gerekiyor bunu :).

 

Konudan konuya atlayarak şehrin tarihine de kısaca değineyim. Şehir 1653 yılında buradan geçen Hollandalı denizciler tarafından kuruluyor. Esas yerleşimi East India Dutch Trading Company denen emperyal şirket yapıyor. Buradan geçen gemiler için bir ikmal, tamirat ve denizciler için dinlenme noktası olarak düşünülüyor. Öyle ki, uzun süre vitaminsiz kalan denizciler düşünülerek, şirket tarafından bügün hala devasa kabul edilebilecek (en azından gezi parkına kıyasla) bir bahçe yapılıyor. Bu bahçedeki meyveler denizcilerin beslenmesinde kullanılıyor.

Ayrıca gene bir bilgi aktarayım, bir fıçının içinde bekleyen su bir müddet sonra içilemez hale gelirmiş. Buna karşılık şarabın fıçılarda saklanması çok daha kolay ve uzun ömürlü olduğundan, sular bozulduğunda denizciler su ihtiyaclarını şaraptan saglarlarmış. Şimdi anladınız mı neden denizcilerin sarhoş olarak tasvir edildiğini?

Neyse sonra zamanla tabii ki İngilizler de bu şehre dadanmaya başlıyorlar ve Hollandalılar ve İngilizler arasındaki güç savaşı başlıyor. Ülke bağımsızlığını kazanmadan evvel en son olarak İngiliz Kraliçesi’ne bağlı olarak yaşıyor. Bu süreçte inanılmaz bir metropol haline geliyor şehir. Dünyanın bir çok ülkesinden insana hayat sağlıyor Cape Town. Afrika’nın çeşitli yerlerinden gelen siyahlar, Hintliler, Malaylar(çoğunluğu Müslüman), beyazlar ve başkaları. O zamana kadar da hep bir dışlanmaya maruz bırakılan beyaz olmayan tüm insanlar, “Ayrım” anlamına gelen Apartheid kanunları altında ezilmeye başlıyorlar. Oturulan bankların ayrımına kadar giden bu düzen arkasında bir çok kötü anı bırakıyor insanların hafızasında.

Ama 1990 yılında Nelson Mandela hapisten çıktıktan sonra zaten yıkılmakta olan Apartheid rejimi resmen yıkılıyor ve yerine şu andaki demokratik Güney Afrika kuruluyor. O gün bir iç savaş çıkmasından korkan beyazlara karşın, bağışlama ve barış çağrısı yapan Nelson Mandela sayesinde bugün bu ülkede insanlar barış içinde yaşıyorlar.

Nelson Mandela Balkon konuşması

Ülke tam 20 yıldır demokratik olarak yönetiliyor ama ne yazık ki sorunlarını henüz çözmekten uzak. Burada en öncelikli sorun fakirlik, ne yazık ki ülkede inanılmaz bir fakirlik var. Zamanında ırkçı rejim renkli insanları şehir dışına atmış fakat yaşanılan yer ile iş arasında çok uzun mesafe olduğundan insanlar yasadışı “Township” denilen baraka şantiye kasabaları kurmuşlar; fakirlik seviyesi anlatılabilecek gibi değil. Bu durum da cinayet oranında dünya liderliğine kadar bir çok değişik sorunun kök nedeni olarak görünüyor.

Cape Town

Cape Town

Ne olursa olsun, Cape Town, barındırdığı birbirinden çeşitli tecrübeleri ve inanılmaz doğasıyla, kesinlikle gelinmesi görülmesi gezilmesi ve belki de yaşanılması gereken bir yer olarak anılarımda yer ediniyor kendisine.