Dublin’de 1 yılın ardından

Herkese selam,

En son geçen sene Dublin’e taşınırken bir şeyler yazmıştım sanırım. Sonra 2016 başında da bir güncelleme verdim. Bu şehre taşınmanın üzerinden 1 sene geçeli 2-3 hafta oldu, bu sebeple bu konuda bir şeyler yazayım dedim.

İlk olarak günlük yaşamdan bahsedeyim. İstanbul’dan sonra günlük yaşam sanırım dünyanın her yerinde biraz daha kolay gelecektir bizlere. Benim bu senem şanslı geçti, iş yerine uzun yoldan yürünce 13dk, kısa yoldan yürüyünce 8dk’da gidebiliyorum. İstanbul’un büyüklüğünden sonra cennet gibi. Diğer yandan Dublin düz bir şehir olduğundan bisiklete binmek çok kolay ve merkezi yerlerde belediyenin kartlı bisikletlerine kolaylıkla binebiliyorsunuz. Otobüse başlarda otelden işe gidebilmek için biniyordum ama bisiklet kartımı ayarladığımdan beri pek fazla otobüse binmedim. Taksi de şehir küçük olduğundan görece ucuz. Ama en önemli değişiklik taksicinin kendisinde. Bizim memleketteki sığır taksicileri alın ve -1 ile çarpın, işte size Dublin taksicisi. Güzel bir sohbet ve Dublin hakkında yeni şeyler öğrenme imkanı elde ediyorsunuz genellikle. (arada salladıkları da oluyor ama olacak o kadar)

Günlük yaşamdan iş yaşamına geçersek, gene İstanbul’dan daha rahat bir manzara ile karşılaşıyoruz. En önemli fark, bu şehirde zanaatkardan mühendisine herkes bir şekilde kendine yetecek kadar para kazanıyor ve genellikle kimsenin mesai yaptığını göremiyorsunuz. Bu iyi bir şey. Örneğin İstanbul’dan getirdiğim bir haritayı burada 100 euro’ya bir haftada çerçeveletebildim.(kazıklanmış da olabilirim:) ) Ama ben biraz İstanbul’daki iş yaşantısı enerjisini de özlüyorum. Millet biraz fazla rahat, kahve dükkanı pazar kapalı olabiliyor mesela:). Ama sonuç olarak herkese saygı gösterilen ve hakkının Türkiye’ye göre çok daha iyi ödendiğini söyleyebileceğim bir yaşamdan bahsediyoruz. (Bunları yazarken otobüs şöförlerine 8 yıldır zam yapılmadığını ve öğretmenlere 20 yıl önce maaş indirimi yapıldığını da öğrendim, buraya not olarak düşeyim)

Biraz kişisel ve sosyal yaşamdan bahsedeyim. Öncelikle İrlanda’nın olduğu gibi Dublin’in de  ana sosyal merkezi pub. Pub ismi zaten “public house” isminden geliyormuş. Dolayısıyla çocuklar dışında her yaş grubundan insanı bulabileceğiniz mekanlar bunlar. Her akşam 5-9 arası hepsi dolu diyebiliriz. Gerçekten de anlatıldığı üzere sıcak kanlı insanlar bu irlandalılar, özellikle publarda. Ve biraları nefis, bununla ilgili ayrı bir yazı yazılır resmen. Bunların dışında Dublin hızla kozmopolitleşen bir şehir görünümüne ulaşıyor. Sokakta Avrupa’nın tüm dillerini ve çokça Portekizce’yi duyabiliyorsunuz. Ama bu kozmopolit görünüm, insanların sosyal yaşamlarında henüz bu seviyede değil. İnsanların en temel insan ihtiyaçlarından birisi olan kabile üyeliği ihtiyacından ötürü, kendi vatandaşlarıyla gruplaşmak kolay geliyor insana. Kendi milletinizden birisiyle arkadaş olma hızınıza şaşarken, başka milletlerden insanlarla arkadaş olmak için de fazladan çaba sarfetmeniz gerektiğini görüyorsunuz.

Diğer yandan Dublin’in küçük ve mesailerin normal olması sayesinde, resmen dünyanın vakti kişinin kendisine kalıyor. Ben ilk aylarda sosyal çevre edinmek için genellikle boş vakitlerimi türlü publarda harcıyordum:). Tabii alkolün bir sonu yok ve mart sonu gibi 90 kiloya geldiğimde spora ağırlık vermeye karar verdim. Şimdi de resmen haftanın 4 günü zorlanmadan spor yapabiliyorum. Şehrin her yeri koşu parkuru, çok yağmur yağmadığı sürece şahane. İnsanlar sadece fitness ve futbolla değil, yüzme ve tenis gibi daha değişik spor dallarıyla da ilgililer. Resmen hobi bulayım da yapayım dediğiniz bir bolluk. İstanbul’da vakit darlığından şikayet edenlere iyi gelecektir.

En can alıcı konulardan birisi konut piyasası. İrlanda bilindiği üzere 90’ların ortasında Keltik Kaplanı denilen bir ekonomik ivme yakaladı ve hızla büyüdü. Büyümenin ana iticilerinden birisi de emlak sektörüydü(müş). 2008’de dünya ekonomik yavaşlaması ile birlikte İrlanda’daki ekonomik balon da patlamış ve inşaat sektöründe çalışan bazı insanlar ülkeyi bile terketmişler. Uzun lafı kısası bu sebeple şehirde konut inşaatları açısından bir kriz yaşanıyor ve bu da tabii ki piyasanın emlakçılar ve ev sahipleri tarafından domine edilmesi gibi leş bir sonuç çıkartıyor. Ben geçen sene geldiğimde 1+1 evler için kiralar 1000-1200 arası iken, şu anda bu kiralar 1300-1600 arası değişiyor. Ben nereden mi biliyorum hala piyasayı? Bizim ev sahibimiz de uyanık çıktı ve evi satıyorum gerekçesiyle bizi evden çıkarıyor. Ben de geldiğimin birinci senesinde ikinci evime çıkmak zorunda kaldım bu sebeple.

Peki diyeceksiniz ki gurbet ne durumda? İşte belki de en zor kısımlardan birisi bu. Ben bugüne kadar belirli bir dönemden sonra ailemden ayrı yaşadım ama 6 aylık askerlik ve 3 aylık Çin seyahatim dışında bir şekilde hep annemle aynı şehirdeydim. Anladım ki, insanın annesinin yaşamadığı her şehir, gurbetmiş. Ben ki ne yazık ki ailemle olan sıcak bağlarımla tanınan bir kişi olmadım ama, insan haftada bir annesi görmek istiyor, ve göremeyince de özlüyormuş. Diğer yandan sevgilimden de bir seneden fazladır ayrıyım, onunla annemle görüştüğümden çok daha fazla görüşmüş olsak da, bu durum da ayrıca yorucu ve insanın sinirlerini yer yer zayıflatan bir durum. Sonuç olarak anladım ki, insan annesini ve yarini hep yanında istiyor:).

Sanırım her konuya kısa kısa değindiğim için yüzeysel bir deneme oldu ama umarım yakında daha detaylı şeyler yazarım İrlanda,Dublin ve yabancı ülkede iş yaşamı üzerine.

Sevgiler

2015’te neler oldu?

Merhabalar,

En son yıl sonu değerlendirme yazısını 2013 için yazmışım, 2014’ü atlamışız : ). Bir önceki yazımda Dublin’e taşındığımı ve yeni bir işe başladığımı aktarmıştım ama sonraki yazıyı bir türlü yazamadım. Ocak ayına kısmetmiş. Bu sefer madde madde değil parça parça 2015’te benim için gerçekleşen önemli olaylardan bahsetmek istiyorum.

Not: Aşağıdaki olaylar tamamen benim için önemlidir, bu sebeple sürekli “benim için” pekiştirmesini kullanmayacağım.

Dublin! ve Expat yaşamı

Dublin

Bu yılın en önemli olayı kuşkusuz yurt dışına taşınmam oldu. 3.5 senedir Monitise(eski Pozitron:p)’da çalışıyordum ve uzun zamandır aklımda olan yurt dışı deneyimini gerçekleştirmek için harekete geçmeye karar verdim. İş arayışım tam 1 sene sürdü, bu arada kız arkadaşımı da yurt dışında yaşamaya ikna ettim, iş yerinde terfi aldım, Türkiye diktatörlüğe döndü vesaire. Genel olarak yazılım teknolojilerinde çalışan insanlar olarak çok şanslıyız çünkü bu meslek ve endüstri, dünyadaki en geçerli alanlardan birisi şu an için. Bu sayede Cape Town’dan Amsterdam’a ve Berlin’e kadar değişik şehirleri “On-site Interview” ayağına görme fırsatı edindim. Neyse sonunda kapağı Dublin’e attım, şu an için gerçekten çok mutluyum, insan Beşiktaş Maslak minibüsüne binmediği her gün için ayrı bir şükrediyor ve kendisini insan gibi hissediyor. Diğer yandan hiç hali hazırda arkadaşınızın yada akrabanızın olmadığı bir şehre taşınmak da oldukça zorlu bir süreç(muhteşem bir yalnızlık be – Berlin’e gidenler bilmez:p ). Sanırım hem expat yaşamı hem de  Dublin ile ilgili daha uzun bir yazı yazmam gerekecek ileride.

TripAdvisor

TripAdvisor

E tabii Dublin’de ne iş yapıyorum değil mi? Daha önce DevOps olarak çalışacağımdan bahsetmiştim. Bu mesleği yaptığım yer de TripAdvisor şu anda. Hani, Booking.com’dan bir otele karar verirsin, gerçekten iyi mi kötü mü karar vermek için yeşil renkli başka bir siteye girersin ya, işte orada çalışıyorum. : ) Ayıptır söylemesi, son gezimizde hakkında hiç bilmediğimiz 5 şehir gezdik ve TripAdvisor’daki içerik sayesinde nerelere gideceğimizi vs her şeyi kolaylıkla öğrendik. Neyse, şu anda Dublin’de bir katlık geniş bir ofisimiz var ve hala boş masaların hepsini dolduramadık : ).

Londra

E tabii tüm bu değişikliklerin bir de “kız arkadaş” tarafı var. 3 senedir her şeyden çok sevdiğim birisiyle beraberim. Yurt dışında yaşama fikrine de aslen beraber karar verdik ve en çok yaşamak istediğimiz şehir de Londra’ydı. Sonuç olarak kız arkadaşım artık Londra’da yüksek öğrenim görüyor ve ben de ayda bir bu dünyanın en klas şehrini 2-3 günlüğüne de olsa istediğim gibi aylak aylak gezebiliyorum. He, evet, ben Londra’da iş bulamadım gençler, kısmet! (çalışma vizesi kasıyor ufak şirketleri, Google ve Facebook interviewları da çalışmama rağmen çok zordu:) )

Türkiye

E tabii ki, her gidişin bir sebebi olmalı. Bu sene Türkiye için resmen felaketti. Aklıma gelen her konu daha kötüye gitti. Ne yazık ki bu ülkede ve özellikle İstanbul’da yaşamak insanın ruh sağlığına ciddi anlamda zarar veriyor artık. Yurt dışına taşındığım tarih Güneydoğu’daki olayların başlangıç tarihlerine yakın olunca ne yazık ki bazı arkadaşlarım “tam zamanında ayrılıyorsun ülkeden” manasında yorumlarda bulundular. Oysa ki haziranda bir ümitlenme yaşamıştık ama, o adam izin vermediği ve biz de geri zekalı olduğumuz için, şu anda Türkiye’de bir sonraki ay ne olacağını tahmin bile edemediğimiz bir süreç içinde insanlar yaşamaya çalışıyor ve düzenli olarak da canlarını veriyorlar.

Girişim

SporApp

2 sene önceki yazımda kısaca Sporapp.com’dan bahsetmiştim. 4 arkadaş beraber başladığımız ve teknik olarak belirli şeyleri başardığımız bir proje oldu. Açıkçası beklediğimden de fazla talep gördüğünü söyleyebilirim. Ne yazık ki 2014-2015 sırasında hem Türkiye’ye hem de girişimciliğe olan inancımı büyük ölçüde yitirdim(diktatörlükte şirket kurmak cesaret isteyen bir çalışmadır). Askerden döndüğüm 2011 yazından beri girişim yoldaşım Fatihle internet girişimleri üzerine uğraşıyorduk. 2014’te Sporapp.com için şirketimizi bile kurduk bu yukarıda bahsettiğim 4 arkadaş olarak. Webrazzi’de şöyle bir incelemesi çıkmış zamanında: buyrun (kurucular arasında adım yer almıyor evet:( ). Lakin hem gündelik işimdeki artan sorumluluğum hem de bir girişim kurmanın kendi zorlukları birleşince maddi manevi devam etme isteğim kalmadı ve bu girişimden ayrılmak zorunda kaldım. Gerçekten hem çok eğlendiğim hem de inanılmaz şeyler öğrendiğim bir dönemdi ama bir süreliğine başka şeylere öncelik vermeye karar verdim.

Evet, şimdi yazıyı okuyunca ben kaçıp kendimi kurtarmış gibi hissettim gençler:). Herkese iyi seneler!

Personal Update

Hi everyone,

You may have noticed that I returned back to writing in English. You may have also noticed that I returned back to writing itself :). The thing is there are some major changes that I need to write off and I’m glad to be back to writing again. (I will most certainly continue writing in Turkish as well by the way)

So If I did not count wrong, there are three big changes on the way for me. Let’s start with respect to the importance of each change.

I quitted my job at Monitise MEA where I was currently a Software Development Manager. I’d worked 3.5 years at Monitise and loved the most part of it. Being a Team Leader and later a Manager was fun, but I had decided that I should continue for a while on the dev path and started looking for something more technical. As a result, I did quit last week and the first week as unemployed was fun (I’m not sure it would continue this way but I don’t plan to stay unemployed for long).

devops-pic-1

Another one of the changes is that I will be switching lanes in my career. Above I mentioned I’d like something more technical and I did get it. But due to some luck (I’m not sure at this point if it is good luck or bad luck) I will work as DevOps engineer starting September. It will be a really fun job I’m sure and I’ll learn so much on the way but nevertheless I’m kind of switching to a more ops position with this move.

ireland

The last and the biggest of the changes is that I’m moving to Dublin, Ireland! I have been thinking about a move to a European capital for one year and I think I am very content that the capital would be Dublin by now. I’ve seen Cape Town, Utrecht and Amsterdam and Berlin on the way and they were really nice cities, but Dublin is my destiny, It seems for now. Leaving Turkey behind, leaving my family and my friends and most importantly getting physically separated from my beloved girlfriend will be the toughest change that I will be facing this year. Fortunately Istanbul and London are only a short flight distance to Dublin.

I will write more about each change and especially about where I will work, but first I need to reach Dublin and start working actually.

Thanks for reading this far : )

Cape Town

Herkese merhabalar,

Uzunca bir süredir yazı yazamıyorum. Gereksiz bir yoğunluk yaşadığım için aslında çok sevdiğim blog yazma işini biraz aksattığımın farkındayım. Genellikle bilgi içeren ve teknik yazılar yazmayı sevdiğimden, yazının hakettiği vakti ayıramıyorum.

 

Neyse ki bir nedenle Cape Town’a gelip bu güzel şehirde 5 gün geçirdiğim için sonunda dönüş yolunda vakit bulup bu yazıyı yazmaya karar verdim. Tamamen kişisel görüşlerimi içerecektir yazı, bilginiz olsun. Hadi bakalım başlayalım.

 

Öncelikle Cape Town, Güney Afrika’nın ikinci büyük şehri ve Western Cape denilen bölgede yer alıyor. Çok güzel bir yarım ada şeklinde ve bittiği noktada Cape Noktası ve Ümit Burnu adı verilen iki önemli coğrafi nokta yer alıyor. Cape Noktası, iki okyanusun birleştiği nokta olarak kabul ediliyor. Ümit Burnu da, Hindistan’a giden denizcilerin dönüş yaptığı burnun adı. Aslında bu bölge aşırı dalgalı olduğundan eskiden denizcilerin korktuğu bir noktaymış ve insanlar bu korkudan kurtulsunlar diye bölgenin adı değiştirilmiş.

 

Cape Town ile ilgili aslında ilk bahsedilmesi gereken nokta, Table Mountain denilen dağ. Şehirden bakıldığında dümdüz bir masayı andıran dağ, 1070 metre yüksekliğinde. Hava güzel olduğunda tepesine çıkış bir teleferik sistemi ile sağlanıyor. Gelirseniz kesinlikle görmeniz gereken bir yer. Ayrıca hiking sevenler için de tepeye kadar uzanan patikalar mevcut.

Waterfront

Table Mountain

Table Mountain tepesinde yeteri kadar gezebilirseniz, Cape Town’ın bütün güzelliklerini görebilirsiniz, şehir merkezi, zenginlerin yaşadığı sahil kesimleri, banliyöler ve fakirlerin yaşamak zorunda kaldığı township denilen varoşlar, hepsi bu noktadan görünüyor. Tabii ki uçsuz bucaksız okyanusu unutmamak gerekiyor.

 

Bu arada okyanus ile ilgili bir bilgi vereyim, deniz suyu sıcaklığı Cape Town’da kışları daha yüksek seyrediyor. Bunun nedeni yazın güney kutbunda eriyen karların denize karışması ve soğuk su getirmesiymiş. Yazın suyun sıcaklığı 9 derece santigrata kadar düşebiliyor. Yaz tatili için gelmek isteyenlerin düşünmesi gerekiyor bunu :).

 

Konudan konuya atlayarak şehrin tarihine de kısaca değineyim. Şehir 1653 yılında buradan geçen Hollandalı denizciler tarafından kuruluyor. Esas yerleşimi East India Dutch Trading Company denen emperyal şirket yapıyor. Buradan geçen gemiler için bir ikmal, tamirat ve denizciler için dinlenme noktası olarak düşünülüyor. Öyle ki, uzun süre vitaminsiz kalan denizciler düşünülerek, şirket tarafından bügün hala devasa kabul edilebilecek (en azından gezi parkına kıyasla) bir bahçe yapılıyor. Bu bahçedeki meyveler denizcilerin beslenmesinde kullanılıyor.

Ayrıca gene bir bilgi aktarayım, bir fıçının içinde bekleyen su bir müddet sonra içilemez hale gelirmiş. Buna karşılık şarabın fıçılarda saklanması çok daha kolay ve uzun ömürlü olduğundan, sular bozulduğunda denizciler su ihtiyaclarını şaraptan saglarlarmış. Şimdi anladınız mı neden denizcilerin sarhoş olarak tasvir edildiğini?

Neyse sonra zamanla tabii ki İngilizler de bu şehre dadanmaya başlıyorlar ve Hollandalılar ve İngilizler arasındaki güç savaşı başlıyor. Ülke bağımsızlığını kazanmadan evvel en son olarak İngiliz Kraliçesi’ne bağlı olarak yaşıyor. Bu süreçte inanılmaz bir metropol haline geliyor şehir. Dünyanın bir çok ülkesinden insana hayat sağlıyor Cape Town. Afrika’nın çeşitli yerlerinden gelen siyahlar, Hintliler, Malaylar(çoğunluğu Müslüman), beyazlar ve başkaları. O zamana kadar da hep bir dışlanmaya maruz bırakılan beyaz olmayan tüm insanlar, “Ayrım” anlamına gelen Apartheid kanunları altında ezilmeye başlıyorlar. Oturulan bankların ayrımına kadar giden bu düzen arkasında bir çok kötü anı bırakıyor insanların hafızasında.

Ama 1990 yılında Nelson Mandela hapisten çıktıktan sonra zaten yıkılmakta olan Apartheid rejimi resmen yıkılıyor ve yerine şu andaki demokratik Güney Afrika kuruluyor. O gün bir iç savaş çıkmasından korkan beyazlara karşın, bağışlama ve barış çağrısı yapan Nelson Mandela sayesinde bugün bu ülkede insanlar barış içinde yaşıyorlar.

Nelson Mandela Balkon konuşması

Ülke tam 20 yıldır demokratik olarak yönetiliyor ama ne yazık ki sorunlarını henüz çözmekten uzak. Burada en öncelikli sorun fakirlik, ne yazık ki ülkede inanılmaz bir fakirlik var. Zamanında ırkçı rejim renkli insanları şehir dışına atmış fakat yaşanılan yer ile iş arasında çok uzun mesafe olduğundan insanlar yasadışı “Township” denilen baraka şantiye kasabaları kurmuşlar; fakirlik seviyesi anlatılabilecek gibi değil. Bu durum da cinayet oranında dünya liderliğine kadar bir çok değişik sorunun kök nedeni olarak görünüyor.

Cape Town

Cape Town

Ne olursa olsun, Cape Town, barındırdığı birbirinden çeşitli tecrübeleri ve inanılmaz doğasıyla, kesinlikle gelinmesi görülmesi gezilmesi ve belki de yaşanılması gereken bir yer olarak anılarımda yer ediniyor kendisine.

2013’te neler oldu?

Herkese merhaba,

Bu ay ne yazık ki bir blog yazamadım, bu sebeple çok kısa şekilde bu senenin ortaya karışık bır özetini/listesini paylaşmak isterim. Oldukça enteresan bir sene oldu, kabul edelim:

  1. Scala öğrenmeye başladım ve bir ticari projede Play framework kullanarak geliştirme yaptık. Bu proje şu anda canlı ortamda kullanıcılara hizmet vermektedir.
  2. Londra’daki QCON konferansına katıldım, gerçekten yazılım açısından etrafta neler oluyor bitiyor görebilmek adına inanılmaz faydalı bir konferans oldu. Buradaki izlenimlerimi elimden geldiğince başkalarıyla da paylaştım.
  3. Dünya’nın en güzel kızı için ardarda İtalya,Çek Cumhuriyeti,Hollanda ve Fransa’ya seri ziyaretler düzenledim. Hayatımın en güzel zamanıydı sanırım şu ana kadar. (Terhis olduğum anı her zaman ayrı tutarım)
  4. www.sporapp.com açıldı ve belirli bir kullanıcı sayısına ulaştı, emeği geçen herkesin eline sağlık : )
  5. Gezi direnişi gerçekleşti ve Türkiye’de siyasi bir dönüşümün başladığına artık herkes hemfikir. Hayal gibi olan bu olayların içinde tarihi yaşamış olmanın değerini şu anda bile tam olarak anlayabildiğimi zannetmiyorum.
  6. Uzun süredir uğraştığımız emek verdiğimiz BKM Express Mobil projesi hayata geçti. İki faz halinde projenin iPhone,Android ve HTML5 istemcileri piyasaya çıktı.
  7. Senenin ortasında ünite testi kullanmaya başladım, ardından da Kent Beck’in Test Driven Programming kitabını okudum. Artık yazılım geliştirmeye daha rahat ve daha sağlam bir açıdan baktığımı düşünüyorum.
  8. Arada Erlang öğrenmeye başlamıştım ama Coursera’dan mükemmel bir Scala dersi almaya başlayınca o yalan oldu, ona devam etmek istiyorum 2014’te.
  9. Sene sonunda Türkiye yine altına üstüne geldi, 2014’te hayırlısı diyoruz bakalım. : )

Kendimce baktığımda 5 üzerinden 4 verdiğim bir sene oldu. Umarım 2014 de güzel geçer diyeyim ve herkese iyi yıllar dileyeyim!!

Birinci sene-i devriye

Herkese merhaba,

Bu blogda resmen bir sene geçirmişim, hatta daha fazlası geçmiş bile. Yazmaya başlarken gerçekten bir sene yazar mıyım diye düşünmemiştim ama kendimi ifade etmemin vaktinin de geldiğini biliyordum. Dolayısıyla çeşitli konularda yazarak bir seneyi doldurdum, umarım birilerine bir fayda sağlayabilmişimdir.

Şimdi ise bu bir senenin muhasebesini yapmanın zamanının geldiğini düşünüyorum. Bu bir senede neler oldu, neler yaptık, neler yapabilirdik şeklinde kısa bir özetlemeye girişeceğim izninizle.

Öncelikle herşey askerliğim sırasında başladı diyebilirim, tüm bu blog fikri, bu sene boyunca yapacaklarımın hepsinin tohumları aklıma bu evrede düştü.  Sonuç olarak herşey gelişmeye müsait biçimde İstanbul’a döndüm.

Askerden sonra iş bulma safhasının ardından kendi evimi kurmamın zamanı gelmişti. Geçen sene yine bu zamanlarda, hala oturmakta olduğum evimi kiraladım. Kendi evinde oturmak neymiş, derdi sıkıntısı neymiş, ev arkadaşlığı vs bu evrede öğrendim. İnsanın kendini hem daha özgür hem de daha az özgür hissedebilmesini tattım adeta. Arada aksiyon olsun diye evi bile soydurduk ki, deneyimimiz tam olsun. Bu arada bir uyarı imkanınız varsa Emniyetevler’de oturmayın hele ki sokağa bakan bir evde kesinlikle oturmayın.

Ayrıca gene askerliğimi yaparken normal iş yaşamının insanı tatmin etmesini beklemenin aptallık olmasa da fazla iyi niyetlilik olduğunu fark ettim. Bu sebeple askerden dönünce kendi projelerime da ağırlık vermeye karar vermiştim. Bunun üzerine arkadaşım Fatih Dönmez ile enteresan bir şekilde bir kader birliğine girdik ve ilk meyvesini WishJoin olarak aldık. WishJoin adı tam olarak yaptıklarımızı aktarmıyor ne yazık ki. Biz bu sitede insanların dilek dileyebilmesinin yanında kendilerine hedefler belirlemelerini ve yakın arkadaşları ile kolay etkinlikler açabilmelerini hedefledik. Sitenin neler yaptığına daha yakından bakmak için buraya göz atabilirsiniz. Diğer yandan tek atımlık olmadığımızı da yakında kanıtlamak niyetindeyiz. Bizi izlemeye devam edin.

Ayrıca askerde ilerisi için düşünürken acaba akıllı cihazlara mı yönelmeliyim yoksa web teknolojileri üzerinden mi devam etmeliyim şeklinde sorgulamalar yapıyordum. Bu bir sene gösterdi ki bu iki teknolojinin artık birbirinden ayrılması çok zor görünüyor ve birinde en azından yeterlilik sahibi diğerinde ise uzman olmak gerekiyor. Ayrıca bir de cloud teknolojileri var ki onlara ayrı bir yazıda değinmek gerekiyor.

Diğer yandan iş yaşamında yine enteresan bir sene yaşadım. Askerden geldiğimde başladığım Parkyeri bana bir çok konuda öğretmenlik yaptı, yazılıma bakışımı kökünden değiştirdi. Sayelerinde yazılımı artık daha çok seviyorum, elimden geldiğince özgür yazılım kullanıyorum ve windows tekelinden en azından kendimi kurtarmış vaziyetteyim. Ama ne yazık ki işler o tarafta benim istediğim gibi gitmedi. Genellikle maddi konulardan ötürü iş değiştirmek zorunda kaldım ve Pozitron‘a geçtim. Bu geçişi yaparken 4 senedeki 4. işime başlamış bulunuyordum ve resmen kendimi sorgulamaya başlamıştım. Uyumsuz muyum ben neyim ulan diye merak ediyordum. Neyse ki daha ilk görüşmemizde Fırat ve Mete ile çok iyi anlaşmaya başladık ve diğer tüm çalışanlar ve ortamla o şekilde iyi gitmeye devam ediyor. Mümkün olan tüm çalışma ortamı özgürlüğünü mühendislerine tanımaya çalışan bir şirket Pozitron. İş arayanlara da tavsiye ederim anlayacağınız gençlik.

Bu senenin biraz daha kendime dönük konularına girmek istiyorum. İlk olarak bu sene sadece bir dövme yaptırabilmiş olmanın derin üzüntüsünü yaşıyorum. Yapmak istediğim o kadar desen var ki.. Ama ne bunun için detaylı düşüneceğim vakti ne de gerekli parayı bulabildim :). Sağlık konusunda ise inişli çıkışlı ama genellikle monoton artan bir grafik çiziyorum gençler. Karatay diyeti sayesinde 87 kilodan 75-74 kilolara indim. Gerçi daha kilo verir miyim diye de tırsmaya başladım ama ekmek dondurma falan girdik diyete, toparlarım heralde ufaktan. Arada nargileyi de sigarayı da bir kaç kez bıraktım ama tam muvaffak olamadım. An itibariyle ne sigara ne de nargile içiyorum ve bu şekilde devam etmeyi temenni ediyorum. İşin bir de ispanyolca kısmı var tabii. Özetlemek gerekirse me gusto espanol pero no tengo tiempo para asistir un curso de espanol. Tambien tengo estudiar mas y practicar con la gente que hablan espanol. İnşallah diyoruz tabii.

Herkese iyi günler!

İlle de Pide!

Evet gençler, beyler bayanlar, teyzeler amcalar!

Genç girişimciler Cansın Erkaya ve Gökçe Demirbilek, uzun süredir istedikleri bir işi başardılar ve Yeşilköy’de süper bir pideci açtılar. Aslında açalı rahat 2-3 ay oldu ama ben anca bu konuya değinebildim. Güzel de bir facebook sayfaları var: http://www.facebook.com/illedepide.

Ben doğrudan mekan tanıtımına geçeyim. Önce şunu açıkça belirteyim ki ben Karatay diyetini başarıyla uygulayan insanlardan biriyim. 87 kilodan 76 kiloya inen bir bünye var karşınızda. Tüm bu sağlıklı yaşamcı bakış açımla İlle de Pide’yi özetlemem gerekirse, kaçırmayın derim! Özellikle pidenin kıtır kıtır olan hamuruna bitiyorum arkadaş. Yolum ne zaman Yeşilköy’e düşse (ki memleketimdir, uğrarım haftada bir), hiç aksatmam (tamam arada bir aksatırım) giderim yerim bir kaşarlı kavurmalı.

Yeşilköy’ün en sakin ve merkezi sokaklarından birinde oldukça şirin bir mekan İlle de Pide. Özellikle iç tasarımı çok sevimli bir İtalyan pizzacısını andırıyor, ama mekanın orta yerindeki kocaman fırın size nerede ne yediğinizi anında hatırlatıyor, merak etmeyin.

Açıkçası ben İlle de Pide’nin lezzetlerine bayılıyorum. Yolunuz düşerse kesinlikle uğramanızı ve damağınızı ödüllendirmenizi tavsiye ederim. Kaliteli bir ortamda kaliteli bir pideyi yemek isteyenler için ideal bir mekan.

Arkadaşlarımı kutluyorum, hayırlı olmasını diliyorum.

Sizlere de afiyet bal şeker olsun efendim:).

Birkaç Soru

Merhaba,

Bugun sadece bir kaç soru soracağım. Bu soruları bir yerlerde ifade etmem gerekiyor, yoksa tarihe not düşmemiş olacağım.

bir bakar mısınız?

  1. Türkiye, komşusu Suriye’ye savaş açmak üzere, farkında mısınız?
  2. Farkındaysanız bu tarz bir savaşın nelere yol açabileceğini hiç düşündünüz mü?
  3. Peki bu savaşın neden çıkabileceği ile ilgili bir fikriniz var mı?
  4. Genel medya haricinde hangi haber kaynaklarını takip ediyorsunuz?
  5. Sınırları içinde güvenliğini sağlayamamış bir devletin yurtdışına askeri harekat düzenlemesi mantıklı mı?
  6. Van’daki çadır kentler sökülmüş ve harap durumdayken, insanlar yiyecek yemeği zor bulurken, Hatay’daki çadır kentin düzenini ve intizamını gördünüz mü?
  7. Bu kadar insanın düzenli geçinmesinin fonlamasının nereden geldiğini düşündünüz mü?
  8. Sınırları içinde komşularına karşı silahlı militanları barındıran bir ülke için ne düşünürdünüz?
  9. Türkiye’de 6 hafta boyunca her hafta 2 derbi oynanacağının farkında mısınız?
  10. Siz de diğer her normal vatandaş gibi bu kadar çok derbi sayesinde heyecanlanmadınız mı? Dikkatinizi maçlara veriyor musunuz?
  11. Bu süre içinde neler olabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Daha çok daha fazla soru sorabilirim. Ama şimdilik bu kadarı yeter.
Sevgiler, saygılar.

Eğitim

Geçenlerde Siyaset Bilimi öğrencisi bir arkadaşımız Meclis Parlamento anlam eşliğini bilmediğinden ötürü bir bilgi yarışmasından elenmişti. Bunu sevdiğim bazı gazete yazarları Kenan Evren rejiminin nihai zaferlerinden biri olarak görmüştü ve bu bence de doğru bir yaklaşımdı. 12 Eylül rejimi kendisine ve dünyaya yabancılaşmış ve apolitik bir gençlik yetiştirmek için gerekli herşeyi yapmış görünüyor. Aynen de devam ediyor. Ve en kötüsü de anormalin normalleşmesi olarak adlandırabileceğimiz durumdan kaynaklanıyor ve yaptığı işe esasında ilgisi olmayan, herhangi bir siyasi görüşü olmayan insanlara daha kamil insan gözüyle bakılıyor.

Şu anda mecliste tartışılan ve geçmesi büyük ihtimal olan (güncelleme yaptığımda daha bir çok güzellikle beraber geçmişti bile) yeni eğitim yasası, tüm bu karşı devrimlerin sonuca varması için gerekli son aşamayı bizlere işaret ediyor. Siyasetçilerimizin ve onların danışmanlarının artık saklamaktan sakınmadıkları bir gerçek var ki, bu insanlar artık laik eğitimi bitirmeye kesin karar vermişler. Zaten tüm bunları da bugun tarihe bir not düşmek için yazıyorum. Bir şey değiştireceğini düşündüğümden değil.

 

Not: Yazılara tekrar başlıyorum hayırlısıyla, bu kısa yazıyı bir ısınma turu olarak da görebilirsiniz. Görüşmek üzere.

Bu ay evde yokuz!

Herkese merhabalar,

Gecen gunlerde ne yazik ki evime hirsiz girdi ve laptopumla beraber bazi esyalarimi caldi. Bunun uzerine ev sahibi ile de bayagi bir tartismaya girmek durumunda kaldik. Sonucta celik kapisi olmayan bir eve hirsizin girmesi daha yuksek ihtimaldir degil mi?

Uzun lafin kisasi bu veya onumuzdeki ay da dahil olmak uzere kisisel bir bilgisayarim olmayacak. Bu sebeple buradan sizlere yazma sansim kalmadi.

Tekrar gorusmek uzere..