Çehov – Sevgili Doktor

Herkese merhaba,

Evet baştan kabul edeyim, ben bir cahilim. Sürekli kitap okumaya çalışıyorum ama olmuyor işte, hala okumamıştım Çehov’un Sevgili Doktor oyununu izlemeye gittiğimde. Araya bir çok popüler konu, kendi tarihimizle ilgili önemli kişiler ve eserler girerken henüz Ruslara sıra gelmemişti açıkçası.

Ama utandım. Çünkü sadece güzel bir tiyatro izlemedim. Hayata bakış açımda değişiklik yaratan harika bir tiyatro oyunu izledim. Oyunun başında yönetmen ve başrol oyuncusu Taner Barlas, insanların zor durumda kalmalarına gülerken dikkatli olmamızı istedi bizden. Aslında neye güldüğümüze dikkat etmemiz gerekiyormuş. Bu laflara oyunun başlangıç cümleleri dedim ve geçtim tabii ki çok da anlamayarak.

Daha sonra sekiz kısa oyundan oluşan oyunumuz başladı. Burada sahnedeki mükemmel dekoru not etmek istiyorum. Dönen çift taraflı duvar paneller sayesinde her kısa oyunda farklı bir mekana giriyorsunuz. Bu arada Üsküdar Müsahipzade sahnesi de gayet ferah bir ortam, bir sürü para verip Haluk Bilginer’in oyun atolyesindeki gibi sıkışmıyorsunuz.

Ilk oyunda bakanlık yapan bir generale yalakalık etmeye çalışırken şekilden şekle giren devlet memurunun hikayesini, daha sonra parasını almakta zorluk çeken bir mürebbiyeyi, dişçi koltuğunda geçen bir mücadele sahnesini, tiyatro oynamak için ukraynadan petersburg şehrine 4 günde gelen kızın hikayesini, bir Rus don juanının klasik ama sonu değişik öyküsünü, 3 kuruş için boğulma taklidi yapan adamı, bankada zor durumda kalmış çaresiz kadını ve gözleri dolduran bir genelev hikayesini izliyoruz.

Bu hikayelerin tek ortak noktası ise, hepsinin bir şekilde komik oluşu. Yani burada Taner Barlas ve ekibinin şahane oyunculuğuna da dikkat çekmek istiyorum ama olaylar gerçekten komik ve bir şekilde en kötü hikayede bile gülüyorsunuz.

Ama oyunun başında söylenmişti ya “neye güldüğümüze dikkat etmemiz gerek” diye. Ortalarda bir yerde vuruldum işte ben. Biz aslında diğer insanların düştükleri kötü duruma gülüyorduk, onların şanssızlıklarına yada talihsizliklerine gülüyorduk.

Bankada oradan oraya koşturan kadının bağırmasına gülerken, aslında kocasının emekli maaşından başka hiç bir çaresi olmayan bir kadının çaresizliğine yani sosyal adaletsizliğe gülüyorduk.

Boğulan adamın fiyat kırarkenki haline yani fakirliğine gülüyorduk.

Memurun general karşısındaki ezikliğine gülerken aslında devlet otoritesinin bizleri ezmesine gülüyorduk.

Bizi aldatılan zavallı saf bir kocanın durumuna güldürüyorlardı, yani ahlaksızlığa ve kurnazlığa gülüyorduk.

Öğretmenine ödemesi gereken parayı hesaplarken türlü yalanlarla parayı azaltan işverene gülüyorduk yani kapitalizmin bizleri sömürmesine gülüyorduk.

Dişçi koltuğundaki zavallı hastanın acısına gülüyorduk yani direkt fiziksel acıya gülüyorduk.

Yani biz, insanın en gülünmemesi gereken hallerine gülüyorduk, insanlığımızı her adımda yitirerek. Aslında birbirimizin yardımına ne kadar muhtaç olduğumuzu fark etmemiz gerekirken, hala basit eğlenceler peşindeydik. En azından fark ettik.

Bu yüzden hikayeyi yazan Anton Çehov’a, bu hikayeyi oyun haline getiren Neil Simon’a ve oyunu hem yöneten, hem yazarı konuşturan hem de çok güzel oynayan Taner Barlas’a teşekkür ederim. Bakış açımı değiştirdiniz.