Bitcoin Üzerine Birkaç Not

Herkese selamlar,

Son günlerde oldukça konuşulan bir konu oldu Bitcoin. Silkroad olayında adını oldukça duyduğumuz bir konu, bir olgu oldu Bitcoin. Çok seven early adopterlar da var, bütün gücüyle karşı çıkan statükocular(heeey! sonunda ben de entel bir kelime kullandım) da. Ben de sizlere bir kaç izlenimimi aktarmak isterim. Merkez bankası olmayan bir para birimini ilerleyen günlerde de sıkça konuşacağımızı düşünüyorum.

Evet, Bitcoin’in ilk göze çarpan özelliği merkezi bir para birimi olmaması. Ne demek bu? Bu, Bitcoin’in hiç bir kuruluş,maden vs ile desteklenmediği demek. Yani kimse Bitcoin’ın stabil kalacağını garanti etmiyor veya arkasına belirli bir miktar altın veya başka az bulunan bir maden eklemiyor. Bu Bitcoin’in hem en çok övülen özelliği hem de en çok saldırı altında kaldığı noktalarından birisi. Yalnız şu unutulmasın ki, bankacılık sistemi hayata geçtikten çok sonra merkez bankaları kurulmuştur. Ve de bilenler bilir, ne hileler ve ne kumpaslar kullanılarak! Amaç, bir ülkenin kendi halinde olan para birimini, kontrol edecek bir yapı oluşturmak! E zaten merkez bankası olmadan varolabilmişse ekonomiler, neden tekrar varolamasınlar?

Bitcoin’i eleştirenlerin unuttuğu noktalardan biri de serbest piyasa mekanikleri. Bitcoin’in fiyatı değişkenlik gösterebiliyormuş! Bu yüzden güvenilir değilmiş! Bu parayı kim kontrol ediyormuş? Unutulan en temel noktalardan biri paranın da satın alınabilen bir meta olduğudur. E durum böyleyken, her şey için serbest piyasayı savunan kalantorlar, neden paranın kendisinin serbest fiyatını savunmazlar? Borsadaki hisselerin değerlerinin bir gün içinde ne kadar değişebildiğini farkedersek, Bitcoin’in fiyatının değişmesine de fazla şaşırmamak gerek. Sonuçta güven verdiği sürece fiyatı artar, güvensizlik yarattığında da düşer, bu kadar basit. He siz serbest piyasaya karşısınızdır, orası ayrı.

Hükümetlerin en çok sinirlendiği noktalardan biri de Bitcoin’in takip edilmesi zor bir para birimi olduğu. Bu yüzden teröristlerin, suç organizasyonlarının yaptığı işlemleri kontrol edemeyeceklerini iddia ediyorlar. Teröristlerin hareketlerini sadece para transferleri üzerinden kontrol edebiliyorlarsa zaten vay hallerine. Diğer yandan şaka gibi bir olay, Forbes’a göre FBI piyasadaki Bitcoin’lerin %1.5’unu kontrol ediyor. Buna rağmen Bitcoin’in anonimliği ise tamamen sizin özgürlüğünüz anlamına geliyor. Tabii ki her işlemde tek bir adres kullanırsanız. Arada işlemi doğrulayan bir Bitcoin madencisi dışında kimse olmaması kimsenin sizi izleyemediği anlamına gelmekte. Peki nedir bu Bitcoin madencisi?

Burası açıkçası benim de en az bildiğim kısımlardan. Henüz inceleme şansım olmasa da Bitcoin yazılımı en azından açık kaynak. Fakat çalıştırmanız için özel bir donanıma ihtiyacınız var. En azından sağlam bir GPU’nuz olmalı. Bitcoinler 50’şerlik paketler halinde dolaşıma açıldığından basit bir bilgisayarla bu Bitcoinlerin sizden çıkması ihtimali düşük oluyor. Burada yapılan şey esasında basit algoritma çözümleri, fakat hepsini tek bir işlemciyle yapmaya kalktığınızda sorun yaşayabilirsiniz. Diğer yandan bu sorunu çözmek adına Bitcoin maden havuzları oluşturulmuş. Bu gibi oluşumlarla insanlar işlemci güçlerini birleştirerek kazanılan Bitcoin’den kendilerine düşen küçük payları alabiliyorlar. Bu ve bunun gibi teknikler aslında sistemin güvenilirliğini de artırıyor, çünkü madenciler aynı zamanda işlemleri kriptografik olarak da onaylıyorlar. Bunun karşılığında da para kazanıyorlar. Bir nevi İsmet İnönü’nün namusluların cesurluğu ilkesine benziyor. (Burada da bir cehape zihniyeti söz konusu yani : p)

Neyse uzun lafın kısası, oldukça enteresan bir dijital para birimimiz olmuşa benziyor. Bu konuda daha çok bilgi edindikçe gerek bu yazının güncellemeleri gerek de yeni yazılarla sizleri bilgilendiriyor olacağım.

Görüşmek üzere.

Birkaç not

Açıkçası onu ilk Stanford konuşması ile tanıdım. O zamanlar üniversitede okuyordum ve tabii ki her üniversiteli gibi ben de bayağı bir duygusaldım (hala da öyleyim lanet olsun:p). (Aklıma geldi bu arada üniversitede bile money maker takılan adamlar vardı, şaka yapıyordu değil mi onlar ya? O kadar da olamaz insan o zamanlarda diye düşünüyorum.) Neyse efendim, Stanford konuşması diyordum. Ama ne konuşma, özellikle “Aç kalın, aptal kalın” sözleri heralde her genci kalbinden vurmuştur. Diğer bir sözü ise “Noktaların ileride birleşeceğine inanmanız gerek” olmuştu. Bu sözü daha o konuşmada bende hafiften bir hadı canım sende izlenimi yaratmıştı(üniversiteden ayrıl, arada kaligrafi dersleri al ve Wozniak ı bul) ama yine de genel olarak ben de bu konuşmaya hayran kalanlar arasındaki yerimi alıp bundan sonra onun şirket(ler)inin işlerini takip etmeye karar vermiştim.

Evet Steve Jobs iMacleri daha CRT ekranlar ile satarken yayınlanan bu konuşması ile tüm dikkatleri üzerine çekmiştir sanırım. Derken iPhone geldi ve tüm dünyayı değiştirdi. Bir bilgisayar başında oturmadan ağa bağlı kalmanın en güzel yolunu bulmuşlardı ve tüm övgüyü hakediyordu Steve. Bunun üzerine iPad ve yeni Macler ile bu işi ne kadar sıkı tuttuklarını gösterdiler herkese. Zamanla en iyi yazılım geliştiriciler hem iPhone uygulamaları yazmanın tek yolu olmasından hem de gerçekten güzel cihazlar olduklarından tekrardan Maclere dönüş yapmaya başladılar.

Ve sonra geçen günlerde Steve öldü. Böyle bir yaratıcı zihnin ölmesi gerçekten üzücü bir durum kesinlikle kabul ediyorum. Kim bilir daha neler düşünüp neler tasarlayacaktı. Hatta çaktırmadan tasarlamıştır bile. Böylesi bir yaratıcılığın gelmesi tüm insanlığın kümülatif yaratıcılığına inanılmaz katkılar sağlamıştır.

Yalnız adam öldü tamam, bir anda nasıl bir ağlaşma, nasıl bir üzülme festivali başladı anlamadım. Sanki herhangi bir elma ürünü kullanan herkes, bir şekilde kendisiyle tanışmış gibi en derin taziyelerini sosyal medyalarda en kişisel ?! şekillerde dile getirmeye başladılar. Yok iSad, yok iDied falan filan. Hatta yok şu anda bir elma ürününe dokunuyorsan bu mesajı paylaş/ilet/retweetle gibi değişik kampanyalar türedi de kapitalist sistemde insanların hafızası biraz ufaldığından bir iki gün içinde adamcağız unutuldu.

Şimdi olaya biraz nesnel açıdan bakalım. İlk olarak elma ürünlerinin ipoddan başlayarak günümüze geldiği süreçte kaliteleri hakkında söyleyebilecek bir şeyim yok. Kullanım özellikleri de genellikle şahane seviyesinin altına inmemekte. İşimizi görme açısından eğer elmanın kurallarına göre oynarsanız her zaman bir şekilde mutlu olursunuz.

Ama olaylara biraz da bizi nelerden alıkoyduklarına bakarak ilerleyelim. İlk olarak bu cihazlar, esasen tüm donanımların elma ürünü olması ütopyasına(aman allah korusun!) göre üretilmiş durumda. Mesela, mp3 çalıcıların çoğu evrensel standartlara göre müzikleri çalar ve saklarlar, bu sayede herhangi bir mp3 çalıcının müziklerini transfer etmek çok kolaydır. Ama bir ipoddan müzik almak oldukça zor bir işlemdir. Başka bir örnek vermek gerekirse iphone a yazılım yazmak isteyen tüm yazılımcıların en azından bir Mac cihaza sahip olmaları gerekiyor. Hadi buradan kestin vergiyi, sonrasında elma yazılımcısı olmak için de bir 100 doları gözden çıkarman gerekiyor. Bunu da geçtik yazdığın programları sadece AppStore dan dağıtabiliyorsun. Sonuç olarak baktığında girişi oldukça yüksek ücretli bir duvarlı bahçeden bahsediyoruz.

Hadi deminki örnekler işin daha teknik kısmıydı. Bugün küresel ekonomi genellikle borç döngüleri ve büyümek zorunda olan bir piyasa üzerine kurulu. Bu ne demek? Sürekli daha çok alışveriş etmek zorundayız demek, ki birilerinin düzeni devam etsin. E neden daha çok alışveriş edelim arkadaş? İşte bu soruyu düzen batılı kadınlar üzerinden çözmüş durumda, ama erkeklerin sürekli daha çok alışveriş etmesinin yolu son on yılda bulundu, teknoloji. Teknolojiyi bir fetiş haline getirdiler ve adını da elma koydular arkadaş. Adam da iphone4 var, bir milyon iphone4S siparişi yapmışlar. Ölüyor yeni iphone için, alamazsa kendini eksik bir insan olarak hissedecek. Yeni laptopu düşünüyor, yeni Mac ten alacak büyük ekran, sevmeyerek çalıştığı işinden kazandığı paraları bunlara harcayacak ki o sevmediği işine devam edebilsin. Tabii kendisi bunların hiç birinin farkında değil ne yazık ki. E bu arada afrikada milyonlar açlıktan ölmüş, asyada bu elma ürünlerini üreten fabrikada zavallı çinli işçiler çok çalışmaktan ölmüş veya intihar etmişler, kimsenin sevgisinde umrunda değil tabii ki.

Evet sonunda Steve Jobs artık yok. Ölünün arkasından konuşulmaz misali kendisinin kötü özelliklerinden bahsetmek istemedim yazı da çok uzadı zaten. Söylemek istediğim elbet büyük bir yaratıcı öldü, bu üzüntü veren bir şey ama hiç bir şeyi putlaştırmamak gerekiyor. Ölüm olayına verilen tepkiler genel olarak tüm bunların tam tersi olduğundan yukarıdaki zırvalardan sözetmek durumunda kaldım.

Herkese iyi günler