Mini Karadeniz Turu

 

Haftasonu … eee Karadeniz’deydim. İTÜ den çok sevdiğim sınıf arkadaşım Duygu ile çok sevdiğimiz damadımız Emre nin düğününde bulunmak üzere, ben askerdeyken alınmış biletler ve yapılmış planlarla Karadeniz’e doğru yola çıktık. Orada kaldığımız 3 gün içinde ufak bir doğu Karadeniz turu yapmış olduk.

Öncelikle yolculuk günümüz ufak boy bir skandal ile başladı. Yeşilköy’de oturan benin, Sabiha Gökçen’den uçağa binmesinin hiç bir anlamı olamazdı ve olmadı da. Sabah 8:20 deki uçak için tee 5’te kalkmam gerekti. E akşamında da erken yatamadım ve sonuçta tam bir yürüyen ölüye dönmüş şekilde Kurtköy’e vardım. ( Gerçi Sabiha Gökçen’in iyi bir havaalanı olduğunu belirtmem gerek, ama yeteri kadar uçuş yok sanırım mekanda, biraz boş ve atıl duruyor. )

Trabzon uzun bir yolculuktan ( uçakta geçirilen bir buçuk saat inanın bana uzun bir zaman oluyor 🙂 ) sonra vardığımız bir cennet miydi? Bu sorunun yanıtını daha aramadan, ilk olarak ben temmuzda İstanbul’dan daha nemli bir mekan olabileceğine şaşarak kımıldamadan durdum.

sonra saygıyla toprağa oturdum,

dayadım sırtımı duvara.

bu anda ne düşmek dalgalara,

bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım

toprak, güneş ve ben

bahtiyarım… (Nazım Hikmet)

 

Allahtan bizi Duygu’nun köylüsü olan bir Erdal abi, servisiyle o nem fırtınasının ortasından kurtardı ve yola koyulduk. Trabzon’dan teğet geçerek, Akçabat üzerinden Beşikdüzü denilen bir mevkiye dogru harekete geçtik. Trabzon hakkında ilk izlenimlerim de servisin camından ve 500 metre öteden bakarak gerçekleşti. Kuşkusuz ki Trabzon bir büyük şehir, Trabzon bir ayrı gerçeklik… Ama şurası kesin ki Trabzon biraz İstanbul Kartal biraz İstanbul Pendik.. Yada Pendik ve Kartal’da çok fazla Trabzonlu müteahhit var; o da bir ihtimal.

Vardığımız Beşikdüzü filmlerdeki elli haneli Avköy lere benzeyen bir muhitti ama kaldığımız tesis bungalov evleri, sahili ve havuzu ile oldukça lüks bir turistik merkezdi. O konuda sanırım düğüne tüm katılan arkadaşlar hemfikirdir. Yalnız o kadar nemden bahsettim, bu nemlerin bizlere bir yaptırımı olması gerekiyordu ve oldu da, düğünün başlamasına bir saat kala fena bir yağmur başladı ve düğünün açık hava planları iptal oldu. Sonuçta düğün mekanın kapalı bir salonuna alındı ve biz dahil bazı misafirler ayakta kaldı.

Ama sonrada fark ettik ki aslında biz dışarıda kalanlar şanslı olanlarmış, çünkü içeride öyle bir nem birikti ki, Trabzon’a ilk vardığımda hissettiklerim o nemin yanında hafif bir meltem gibi kaldı. Kaç tane elemanın gidip gömlek neyim değiştirdiğini gördüm, öyle anlatmaya çalışayım ben size. O açıdan dışardı görece ferah havada bir düğün yaşamaya başladık. Bize nereli olduğumuzu soran ve güzelliğimize?? vurgu yapan teyze, 25 ve 45 dakikalar süren horon, delicesine oynanılan kolbastı gecenin hoşluklarındandı. Ama gecenin sonundaki taki torenindeki isim okunmasi hepimizi heyecanlandirdi, 100 milyooon 500 milyoooon seklindeki aciklamalar herkesde heyecan yaratti. Sonuçta biz de altınlarımızı gelinimize verdik, bir sürü fotoğraf çektirdik ve geceyi bitirdik. Burada belirtmem gereken bir şey var ki, o da Trabzon kolbastısı ile LMFAO nun danslarının birbirine acayip benzediğidir:)).

kolbastı

lmfao party rock anthem

Düğün sabahı ( daha doğrusu gece yanıbaşımızda akan derenin gürül gürül sesi de oldukça aksiyonlu bir uyku geçirmemize neden oldu, o kısım da önemli 🙂 ) hazırlandık, sıcak pidelerimizle kahvaltımızı ettik ve gelinimizin babasına veda edip yola koyulduk. İlk durak olarak kendimize Sümela manastırını belirlemişiz. ( askerde bulunmuş olmamım güzel yanı, tüm bu planların benim için süpriz olması oldu, hayır merak edip sormadım bile, son güne kadar uçağımın saat kaçta kalktığını dahi bilmiyordum:) ) Bir sürü kilometre yağmurda Şevval Sam’ın Karadeniz türkülerini dinleyerek yol yaptık.. Sonunda yavaş yavaş yükselmeye başladık ve Sümela manastırının bulunduğu vadiye geldik. Burada ilk olarak manastırın girişindeki sosyal tesislerde durakladık ve yemeğimizi yedik. Burada belirtmem gerekiyor ki, Karadenizlinin ikramı sağlam oluyor arkadaş! Herşeyden veriyor adamlar, muhlama, balık, tatlı, salata, köfte.. Bu açıdan kendilerini çok tuttum :). E ama diyeceksiniz ki, çok mu beğendin alabalığı? Yani biraz yavan biraz kuruydu bee sümeladaki balık : )). Neyse sonra çıktık efendim bu manastıra, çıktık da ne görelim, yani anlayamadım neden insanlar bu kadar yukarıda, bu kadar yalnız, bu kadar sessiz, bu kadar başkalarından uzak bir yaşamı tercih ederler. Neyse sonra indik:). Aşağıda biraz daha oyalandıktan sonra, birkaç arkadaşımızı havaalanına bırakıp Ayder yaylasına doğru yeni yolculuğumuza çıktık.

Ayder yaylası aslen Rize’de bulunan 1300 metre yüksekliğinde bir mekan. Buraya gitmek için 3 saat araba sürdüğümüzü düşünürsek en az bir 200 km kadar uzakta olduğunu düşünebiliriz Trabzon’a. Yolumuzun büyük bir bölümü Karadeniz sahil yolunu takip etmekle geçti. Yol kenarında tek tük evleri görmek oldukça güzeldi, geçerken “Güzel Allah’ım buralar bozulmasın diye bu insanları İstanbul’a göç ettiriyor heralde” diye düşünmeden de edemedim :). Yol esnasında Amy Winehouse’ın ölüm haberini de Twitter üzerinden aldık ama pek sallamadık açıkçası. En sonunda içtiğimiz biralarla şişen bir taraflarımızla beraber son saniyelerde Ayder yaylasına ve kaldığımız otele giriş yaptık.

Ufak bir turdan ve kısa bir akşam yemeğinden sonra rakı içilecek yer arayışım kısa sürede meyvesini verdi ve etnik ve türkçe ve karadenize özgü şarkıların canlı seslendirildiği küçük bir meyhane lokantaya girdik. Açıkçası ve sanırım yolculuğun en güzel yanlarından biri bu oldu, Karadeniz her ne kadar çok güzel de olsa, biraz fazla dindar karadeniz insanı olgusu beni geriyordu ama bu içkisini içen ve türküsünü söyleyen ufak grupla kısa bir süre için de olsa huzurla ve sonra da kafa güzelliğiyle doldum. Yayla havası da beraber mis gibi uyuduk tabii sonuçta.

Sabah kahvaltımızı ettikten sonra Ayder yaylası turuna çıktık. Yani bu tepelerde bulut olması ve akarsu sesinin kulağa gelmesi de çok güzel ama bir yerden sonra olay aynılaşmaya başlıyor. Buradaki turumuzdan sonra da Trabzon-Uzungöl yaylasına geçtik. Burada Vedat Milor beyefendinin geldiği bir lokantada yemeğimizi yedik. Sonra turumuzu attık ve Trabzon şehir merkezine döndük. Şehir merkezinde de bir kaç saat geçirip, uçağımıza bindik ve memleketimizin yine en uzak noktasından inişimizi yaptık.

Tee kurtköy den yeşilköye gelene kadar canım çıktı ama sonunda evim güzel evime ulaştım.